Merhaba Ziyaretçi
Forumumuza hoşgeldiniz.Sitemizi daha yararlı şekilde kullanabilmek için lütfen kayıt olun veya giriş yapın.

Demokrasi Ve İnsan Hakları Ders Notu

  • Konbuyu başlatan ALTAY
  • Başlangıç tarihi
A

ALTAY

Misafir
Demokrasi ve Temel İlkeleri

Demokrasi, ilk çağlardan beri filozof ve bilim
adamlarının üzerinde konuştukları ancak net bir tanıma
varamadıkları bir kavramdır. Demokrasi, eski
Yunanca’da halk anlamına gelen "demos" ve yönetim
anlamına gelen "kratos" kelimelerinin birleşiminden
oluşmuş olup "halkın yönetimi" anlamına gelmektedir.
Amerika Birleşik Devletleri’nin eski başkanlarından
Abraham Lincoln demokrasiyi “halk tarafından, halk
için oluşturulan halkın siyasi yönetimi” (Crick, 2012)
olarak tanımlamıştır.

Demokrasi, özgür bir seçim sistemine dayalı halkın
gücü elinde bulundurduğu bir yönetim şeklidir.
Demokrasi eski Yunan’da ortaya çıkmış bir kavram
olmakla birlikte, diğer kültürler de demokrasinin
gelişimine önemli katkılar sunmuşlardır. Geçmişten
günümüze anlam olarak da değişime uğrayan
demokrasi, en son ve en iyi yönetim şekli olarak tüm
dünyada gittikçe yaygınlaşan bir yönetim biçimidir
(AEP, 2013).

Günümüzde demokrasiyi sadece halkın gücü elinde
bulundurduğu bir yönetim biçimi olarak görmek doğru
değildir. Demokrasi yalnızca yasalara değil daha çok
bir siyasal kültüre dayanır (Touraine, 2011).
Demokrasi, bir yönetim biçimi olduğu kadar bir yaşam
biçimidir de. Demokratik bir yönetim için yasaların ve
yönetim sisteminin tek başına demokratik ilkeler
doğrultusunda oluşturulmuş olması yetmez. Günlük
hayatta insanların davranışlarından oluşan kültürde bu
temel ilkelerin yaşanması gerekir. Bu da
demokrasilerde demokratik vatandaşlığın önemini
artırmaktadır. Demokratik kültür ancak demokratik
vatandaşlar yoluyla oluşturulabilir.

Günümüzde demokrasinin herkesçe kabul gören net bir
tanımını yapmak mümkün olmasa da, demokrasiyi
diğer yönetim biçimlerinden ayıran temel ilkeleri
belirlemek mümkündür. Bu ilkeler aşağıda belirtilmiş
ve kısaca açıklanmıştır (AEP, 2013; Kodaz, 2009):

Yasalara uyma zorunluluğu :Demokrasilerde hiç kimse yasaların üzerinde
değildir. Bunun anlamı, demokrasilerde herkes yasalara uymak zorundadır ve
yasaları ihlal ettiklerinde suçlu sayılırlar. Ayrıca demokrasi yasaların herkese
eşit, adil ve tutarlı bir şekilde uygulanmasını gerektirir. Bir kişi, grup veya
zümreye özel yasa çıkarılamaz. Yasalar, halkın iradesini yansıtır. Hukukun
egemen olduğu demokrasilerde, yasaları herkese eşit bir şekilde uygulamak
için bağımsız mahkemeler bulunur.

Eşitlik:Demokratik yönetimler insanların eşitliğine dayanır. Demokrasilerde ırk,
dil, din, cinsiyet ayrımı gözetmeksizin herkes eşittir ve tüm insanlara aynı
düzeyde eşit değer verilir.

Aktif Katılım: Demokratik bir yönetimin temel göstergelerinden biri de
vatandaşların yönetim sürecine aktif katılımıdır. Katılım, vatandaşların
bir hakkı olduğu kadar aynı zamanda görevidir. Demokrasilerde
vatandaşlar, siyasal sürece yalnızca seçimler aracılığıyla değil, ülkenin
sorunları hakkında bilgi edinerek sivil toplum kuruluşlarına (STK) üye
olup çalışarak çeşitli etkinlikler yoluyla da katılmalıdırlar. Vatandaşların
topluma aktif katılımı, demokrasinin gelişmesi için en önemli
unsurlardan birisidir.

Seçim:Demokrasi, halkın yöneticileri belirli aralıklarla, özgür ve adil bir
seçimle seçmesini gerektirir. Gerçek demokrasilerde seçimlerin de belirli
ilkelere göre yapılması gerekir. İlk olarak, oy kullanacak bireylerin;
ekonomik durumları, cinsiyet, ırk, millet, yetenek, fiziksel durum ve
toplumdaki statüleri gibi nedenlerle oy hakları kısıtlanamaz. Bu, genel oy
ilkesidir. Seçimlerde uyulması gereken bir diğer ilke olan eşit oy ilkesi
ise her seçmenin sadece ve sadece bir oy hakkına sahip olması anlamına
gelir. Ayrıca, seçmen iradesinin her türlü baskıdan uzak kalmasını
sağlamak için seçmenin kime oy verdiğini kimsenin bilmemesi gerekir ki
bu da gizli oy ilkesidir. Seçimlerin özgür ve adil olabilmesi için genel,
eşit ve gizli oy ilkelerine dayanması gerekir.

Çok Partili Sistem: Demokrasilerde ülke halkı, yönetimde söz sahibi olmak için seçimler
aracılığıyla temsilcilerini seçer. Elbette bir ülkede yaşayan halkın tamamının aynı fikirde
olması beklenemez. Farklı görüşteki kişiler temsilci olarak seçilmek için siyasi görüşlerini
seçmenlere anlatmak ve taraftar toplamak amacıyla siyasi partiler oluşturabilirler. Seçim
serbestliğinin gerçek bir anlam taşıması için seçmenlerin kendi düşüncelerine uygun
adayları seçmelerine olanak veren çeşitli alternatiflere sahip olması gerekir. Bu gereklilik,
çok partili sistem ile yerine getirilmektedir.

Çoğunluğun Yönetimi: Demokrasinin temel ilkelerinden biri de çoğunluğun yönetimini
kabul etmektir. Demokrasilerde birden çok görüş ve siyasal parti vardır. Bazen
seçimlerde bu görüşlerden birisi kazanır ve yönetme yetkisini alır. Bazen de iki veya daha
fazla parti bir araya gelerek yönetme yetkisini kullanır. Muhalefette kalan partiler ise
yönetimin politikalarını eleştirerek demokratik işleyişe katkıda bulunurlar.

Çoğulculuk:Demokratik toplumlarda çoğunluğun, azınlığın haklarını koruması gerekir.
Çoğunluğun erkine (gücüne) ve azınlığın haklarına saygı duyulmuyorsa orada demokrasi
yok demektir (Touraine, 2011). Demokrasilerde, azınlığın haklarına saygı duyulmalı ve
azınlığa, görüşlerini özgürce ifade etme serbestliği verilmelidir. Demokratik toplumlar
bazen farklı etnik veya dinî gruplardan oluşabilir. Demokraside amaç, toplumdaki herkes
için en iyi kararı alabilmektir. Bu nedenle alınan kararlarda, toplumdaki her kesimin
katkısının olması gerekir. Bu anlayış, gücü elinde bulunduran grubun tek başına kendi
görüşlerine göre kararlar almasına da engel olur.

Hesap Verebilirlik:Demokrasilerde seçilmiş ve atanmış görevliler halka karşı
sorumludurlar. Görevliler görevlerini kendi istek ve ilgileri doğrultusunda değil, halkın
istekleri doğrultusunda oluşturulan yasa ve kurallara göre yerine getirirler. Seçilmiş veya
atanmış görevliler, verdikleri kararlar ve yaptıklarından dolayı halka karşı sorumludurlar.
Demokrasilerde halka karşı hesap verebilirlik çeşitli şekillerde uygulanır. Bunlardan birisi,
siyasal hesap vermedir. Bu, özgür ve adil seçimler yoluyla gerçekleşir. Diğer hesap verme
mekanizmaları ise, yasal ve idari hesap verme yoludur.

Şeffaflık:Demokrasilerde yönetimin şeffaf olması gerekir. Demokratik bir ülkede insanlar
hangi nedenlerle hangi kararların alındığı, kamu harcamalarının nereye yapıldığı vb.
konularda haberdar olmak isterler. Şeffaf yönetimler aldığı kararlardan halkın haberdar
olması için çeşitli yöntemler bulmak zorundadırlar. Bu konuda medyaya da önemli
görevler düşmektedir.

Anayasal Güvence: Demokratik yönetimler, vatandaşlarının haklarını korumak ve onlara
değer vermek için çalışırlar. Hatta genellikle temel insan haklarını ülke anayasasına
koyarak onları garanti altına alırlar. İnsanlar, devredilemez haklarla doğarlar. Bu haklar
insanın doğuştan sahip olduğu onuruyla yaşamasını sağlar. Bu nedenle demokratik
yönetimlerin insan haklarını koruma altına alması gerekir.

Güçler Ayrılığı: Demokratik bir yönetimde bulunması gereken özelliklerden birisi de
yasama, yürütme ve yargı görevlerinin birbirine karşı bağımsız organlar tarafından
yürütülmesidir. Bu duruma güçler ayrılığı ilkesi denir. Böylece demokrasilerde bu üç
önemli görevin, birbirinden bağımsız organlar aracılığıyla dengelenmesi beklenir.

Laiklik:Demokrasinin ilkelerinden biri de laikliktir. Laiklik, din ve devlet işlerinin
birbirinden ayrı olması ve devletin kişilerin vicdan, dinî inanç ve kanaat özgürlüğünü
teminat altına almasıdır. Demokratik bir sistemde devlet, tüm inançlara eşit mesafede
durur.

Sivil Toplum:Demokratik bir toplum için toplumun taleplerini devlete/yönetime ileten
sivil toplum unsurlarının varlığı büyük önem taşımaktadır. Sivil toplum, demokratik
katılımı sağlama, hükümeti ve devleti denetleme, toplumun ihtiyaç ve taleplerini ifade
etme, toplumun sosyal sorumluluk seviyesini yükseltme, demokratik değerlerin toplum
ve yönetim düzeyinde yaygınlaşmasını sağlama gibi misyonlara sahiptir.

Demokratik Siyasal Sistemler

Dünya üzerinde bugün yüz doksan iki bağımsız ülkenin olduğu kabul edilmektedir
(UNICEF, 2013). Bu ülkelerin bazılarının yönetim biçimi cumhuriyet olarak
adlandırılmıştır. Bazı ülkeler ise monarşi, sultanlık ve prensliktir. Cumhuriyetle yönetilen
ülkelerde de birbirinden farklı yönetim uygulamaları ve isimleri görülmektedir. Federal
Cumhuriyet, Halk Cumhuriyeti, Federal İslam Cumhuriyeti, Federal Sosyal Cumhuriyet ve
İslam Cumhuriyeti gibi tanımlamalar bunlara örnektir.

Cumhuriyet rejimi ile yönetilen çoğu ülkede demokrasinin temel ilkelerinin tam olarak
uygulandığı söylenemez. Aynı şekilde yönetim şekli cumhuriyet olmayan ülkelerde de
demokrasinin olmadığını söylemek doğru değildir. Bunun en belirgin örneğini
İngiltere’de görmek mümkündür. Resmî yönetim şekli “Anayasal Monarşi” şeklinde
belirtilen ülkede, demokrasinin temel ilke ve uygulamalarının olduğu günlük yaşamda
görülür.

Bir yaşam tarzı olan demokrasinin uygulanış biçimleri farklılık göstermektedir. Temelinde
egemenlik yetkisini halka bırakan demokrasilerde bu yetki farklı şekillerde
kullanılmaktadır. Demokrasinin uygulama biçimlerinin genel bir ayrımı yapılacak olursa,
doğrudan demokrasi, yarı doğrudan demokrasi ve temsili demokrasi olmak üzere üç
farklı uygulama şeklinden söz edilebilir. Aşağıda demokratik sistemin farklı uygulanış
biçimleri açıklanmaktadır (Aktan, 2013).

DOĞRUDAN DEMOKRASİ : Doğrudan hükümet de denilen doğrudan demokrasi, halkın,
egemenliğini bizzat ve doğrudan doğruya kullandığı demokrasi tipidir. Devlet için gerekli
olan bütün kararlar, yurttaşlar tarafından aracısız ve temsilcisiz olarak bizzat alınır.
Demokrasinin ideal anlamına en yakın olan sistemdir. Antik çağda Yunan sitelerinde
(Şehir Devleti) doğrudan demokrasiye rastlanır. Bu sitelerde vatandaşlar, "agora" veya
"forum" denen bir meydanda toplanır; siteyi ilgilendiren kararları görüşür, tartışır ve
karara bağlardı.

YARI DOĞRUDAN DEMOKRASİ : Egemenliğin kullanılmasının halk ile temsilcileri arasında
paylaştırıldığı demokrasi tipidir. Temsili demokrasi ile doğrudan demokrasinin bir
bileşimidir. Egemenliğin kullanımı halkın seçtiği temsilcileri verilmiştir, ancak bazı
durumlarda referandum gibi araçlarla seçmenler de egemenliğin kullanılmasına
doğrudan doğruya katılırlar. Halkın, egemenliğin kullanılmasına zaman zaman doğrudan
doğruya katılabildiği bir demokrasi türüdür. Yarı doğrudan demokraside halk,
"referandum", "halk vetosu", "halk teşebbüsü" ve "temsilcilerin azli" araçlarıyla
egemenliğin kullanılmasına doğrudan doğruya katılır.

Türkiye’de Demokratik Sistemin İşleyişi

Türkiye, temsili demokrasi ve parlamenter sistem ile
yönetilmektedir. Ülkemizin yönetim şekli ve devletin yapısı
anayasa ile güvence altına alınmıştır. Yasama, yürütme ve
yargının görev ve yetkileri birbirinden ayrılmıştır. Buna güçler
ayrılığı ilkesi denir.

Anayasamıza göre yürütmenin başı cumhurbaşkanıdır.
Bununla birlikte, yürütme yetkisi başbakan ve bakanlar kurulu
tarafından kullanılmaktadır. Yasama (kanun yapma) yetkisi
Türkiye Büyük Millet Meclisindedir. Yargı yetkisi bağımsız
mahkemeler eliyle kullanılır. Yargı ve yasama organları
yürütmeyi denetler.

Temsili demokrasinin gereği olarak vatandaşlar temsilcilerini
oy kullanarak seçerler. Ülkemizde her vatandaş eşit oy hakkına
sahiptir. Vatandaşlar katılım hak ve sorumluluklarını hem
siyasal parti hem de diğer sivil toplum kuruluşlarının
faaliyetlerine katılarak gerçekleştirebilirler.

İnsan Hak ve Özgürlükleri

Hak, genel olarak kişinin toplumdan isteyebileceği, talep edebileceği ve kullanabileceği
meşru gerekçesi olan bir iddiadır. Eğer bir öğrenci parasını ödeyerek toplu taşıma
araçları için toplu taşıma kartı almışsa, kartında kontör olduğu sürece toplu taşıma
araçlarından yararlanma hakkı vardır. Aldığı kartın parasını ödemesi, kişinin toplu taşıma
araçlarından yararlanması için meşru bir gerekçe oluşturur. Hak kavramı hukukla birlikte
anlam kazanır. Hukuk, hakların korunması için yapılmış yazılı sözleşmedir. Kişi, kartında
kontörü olduğu halde bu hakkını kullanamıyor veya kullanması engelleniyorsa, hukuk
yoluyla bu hakkını kullanmayı isteyebilir.

Söz konusu insan hakları olduğunda, kişinin bu haklara sahip olması için insan olmanın
dışında başka bir şart gerekmez. Diğer haklar gibi insan hakları da ulusal ve uluslararası
hukuk tarafından korunma altına alınırlar.

İnsanlar arasında çeşitli açılardan farklılıklar vardır. İlk önce, kız veya erkek olarak farklı
cinsiyetlere sahiptirler. Farklı kültürlerde yaşar, farklı ülkelerin vatandaşları olurlar.
Kazançları, dilleri, dinleri, statüleri farklıdır. Ancak, insan hakları söz konusu olunca bu
farklılıkların hiçbir değeri yoktur. Dil, din, ırk, cinsiyet, sosyal statü ayrımı yapılmaksızın
insanın özü aynıdır ve sırf insan olduğu için bir değeri vardır. İnsan onuru olarak da
isimlendirilen bu değer, insan haklarının temelini oluşturur. Aralarındaki farklılıklar ne
olursa olsun insanların değeri eşittir. Bu değer, kişisel yeteneklerine bakılmaksızın tüm
insanlara sırf insan olduğu için aynı değerin verilmesini gerektirir.

İnsan hakları açısından diğer önemli bir kavram da özgürlüktür.
İnsan, doğasının bir gereği olarak hayatta tercihlerde bulunmak
ister. Bu, insan olma değerini gerçekleştirme yollarından
birisidir. Aslında tercih yapabilme insana verilen değerin de bir
göstergesidir. Eğer insan hayatta kendi özgür iradesiyle kararlar
alamıyorsa, bu onun insan olma değerine karşı bir saygısızlıktır.
Bu nedenle insan haklarının temelinde onun özgürce tercihte
bulunabilmesi yatar. Aslında çoğu insan hakkı insana verilen
değerin bir göstergesi olan özgürlükten (tercihte bulunma) gelir.
Bu nedenle, tarihte insan hakları için mücadele, bir anlamda
özgürlüklerin elde edilmesi mücadelesidir. Öte yandan, özgürlük
temel bir insan hakkı olmasına rağmen sınırsız değildir.
Özgürlüklerin kullanımı başkalarının özgürlüğünü
sınırlamamalıdır. Bir başka deyişle kişinin özgürlüğü bir
başkasının özgürlüğünün başladığı yerde biter (Çüçen, 2011;
Erdoğan, 2012).

İnsan Haklarının Etik Temelleri

Sosyal bir varlık olan insan toplum içinde yaşar. Toplum içinde yaşamak, çeşitli kurallara
ve ilkelere uygun davranmak anlamına gelmektedir. Sahip olduğu bilinç ile diğer
canlılardan ayrılan insan, uyulması gereken kurallar bütününü ve ilkeleri oluşturur. Bu
kurallar ve ilkeler, insan onurunu koruyacak nitelikte olmalıdır. İnsan onurunu korumak
için ise, insan hak ve özgürlüklerine bütün insanların sahip çıkması gereklidir. Bu hak ve
özgürlükleri yaşatmanın temel şartı ise etik ilkelere göre davranış sergilemektir.

İnsanlar doğuştan sahip oldukları hak ve özgürlüklerinin korunması ve geliştirilmesi için
eğitim almalıdırlar. İnsan hak ve özgürlükleri konusundaki eğitim, ailede, çevrede ve
okulda etik ilkeler doğrultusunda gerçekleştirilmelidir. Örneğin, sevgi ve saygı gibi etik
ilkeler konusundaki eğitim aynı zamanda insan hak ve özgürlüklerinin korunmasına
yönelik bir eğitimdir.

Modern devletler, bu eğitimi tesadüfe bırakmazlar. Hukuki düzenlemeler yoluyla
eğitimin gerçekleştiği her ortamda etik ilkeler çerçevesinde insan hak ve özgürlüklerini
korurlar. Bu çerçevede bireylerin kendilerine ve topluma yararlı ve ahlaklı insanlar
olmaları için insan hak ve özgürlüklerine saygılı olmaları gerekir. Çünkü insan hak ve
özgürlüklerine saygılı olmadan etik değerlere saygılı olunamaz (Çüçen, 2011).

İnsan Hak ve Özgürlüklerini Koruma
Belgeleri

Dünyada temel insan hak ve özgürlüklerine karşı tehditler bulunmaktadır. Dünyanın
başka ülkelerinde olduğu gibi Türkiye’de de insan hak ve özgürlükleri ihlalleri
yaşanmaktadır. Buna karşın, dünyada tehditleri en aza indirmek, temel insan hak ve
özgürlüklerini korumak için çalışmalar da yapılmaktadır. Dünyada farklı türden insan hak
ve özgürlükleri ihlalleri yaşanmaktadır. Bu ihlaller en çok yaşama hakkı, kişi
dokunulmazlığı, eğitim hakkı, düşünce ve ifade özgürlüğü alanlarında yaşanmaktadır.

Dünyada insan hak ve özgürlükleri ihlallerini ortadan kaldırmak için çeşitli bildirgeler
yayınlanmış ve sözleşmeler imzalanmıştır. Zaman içerisinde dünya devletlerinin çoğu
bunlara imza atarak ihlalleri ortadan kaldırmak için birlikte çalışmayı kabul etmişlerdir.
1789 yılında ilan edilen ‘İnsan ve Yurttaşlık Hakları Bildirgesi’nde, ‘güvenlik’ ve ‘baskıya
karşı direnme’ haklarını da içererek özgürlüğün tanımı yapılmıştır. Zaman içerisinde,
kişisel ve siyasal haklar (birinci kuşak insan hakları), ekonomik, sosyal ve kültürel haklar
(ikinci kuşak insan hakları) ve çevresel, kültürel ve gelişme hakları (üçüncü kuşak insan
hakları) diye sınıflandırılmış insan haklarını güvence altına alan birçok bildirge ve
sözleşme uluslararası toplum tarafından kabul edilmiştir.

Yeni kuşak haklar (dördüncü kuşak insan hakları) ise, toplumsal ve bilimsel
gelişmelere paralel olarak insan hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik
yapılan çalışmaları içermektedir. Bu kuşak haklar, bilimin kötüye kullanılması
olasılığına karşı etik ve hukuki tedbirlerin alınmasını gerektirir.

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde geçen pek çok hüküm, Birleşmiş Milletler
tarafından 1966 yılında kabul edilen medeni ve siyasal haklar ile ekonomik ve
kültürel haklara ilişkin iki ayrı uluslararası sözleşmeyle devletler açısından
bağlayıcı hale gelmiştir (UNICEF, 2013).

İnsan hak ve özgürlükleri konusunda en çok ihlale uğrayan gruplar arasında
kadınlar bulunmaktadır. Bu yüzden, kadınlara karşı ihlalleri ortadan kaldırmak
için ‘Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi’
gibi uluslar arası belgeler hazırlanmış ve devletler tarafından kanunlar
yapılmıştır. Ülkemizde resmî ve sivil toplum kuruluşları kadın hak ve
özgürlüklerini koruma çalışmalarına destek olmaktadır. Kadınlar gibi, insan
hakları açısından en çok sorun yaşayan toplumsal gruplardan biri de çocuklardır.
Bu yüzden, çocuk hak ve özgürlüklerinin korunması için de bildirge, sözleşme ve
kanun gibi düzenlemeler yapılmıştır.

Toplumsal Yaşamda Hak ve
Özgürlüklerimiz

Bireyler kimi zaman günlük yaşamda kullandıkları hak ve özgürlüklerinin farkına
varamayabilirler. Ancak, hak ve özgürlüklerin kullanımı bir engel veya sınırlama ile karşı
karşıya kaldığında, hak ve özgürlüklerinin önemi ortaya çıkar. Bu açıdan bakıldığında
insanların hak ve özgürlüklere sahip olması yanında, onları günlük yaşamda kullanması
daha da önemlidir. Aynı zamanda demokratik bir toplum olmanın da en temel özelliği
toplum yaşamı içinde insan hak ve özgürlüklerinin kullanılabiliyor olmasıdır. Demokratik
bir toplumda bireyler hak ve özgürlüklerini kullanma konusunda aktif ve katılımcı
olmalıdırlar.

Toplumsal yaşamda bireylerin hak ve özgürlüklerini korumak ve kullanımını teşvik
etmek için günlük yaşam içinde resmî kurum ve kuruluşlar gerekli düzenlemeler
yapmaktadır. Yasa ve yönetmeliklerde toplumun tamamını kapsayacak şekilde kamu ve
özel alanlarda düzenlemelere yer verilmektedir. Örneğin, sigaranın ortak kullanım
alanlarında yasaklanması, çevre ve insan sağlığı ile ilgili olarak belediyelerin, çöplerin
belli saatlerde dışarı atılmasına ilişkin getirdikleri kurallar ve yeni yapılan binalarda
depreme dayanıklılık gibi düzenlemeler bunlardan bazılarıdır. Sivil toplum kuruluşları da
insan hak ve özgürlüklerinin toplumsal yaşamda kullanımı ve korunması için bireylere
yardımcı olmaktadır.

Aşağıdaki fotoğraf, kaldırımlarda engelliler için hazırlanmış yürüme alanlarına
dikkat çekmektedir. 5378 sayılı kanunla birlikte 7 Temmuz 2012 tarihinden bu
yana kamu kurum ve kuruluşları ile kamusal alanlarda engelliler için özel yürüme
alanlarına yer verilmektedir.

Sağlık Bakanlığı da toplum yaşamında tüm bireylerin sağlık hakkından faydalanması için
gerekli düzenleme ve çalışmalar yapmaktadır. “Evde Bakım” hizmeti de bu alanda yapılan
çalışmalardan biridir. Evde Bakım, bir hastalığın teşhis ve tedavi sonrası bakım sürecinde,
ihtiyaç sahiplerine kendi ortamlarında sağlık bakımı hizmetlerinin verilmesidir. Yine
hastaneye gitmeden randevu alma, gideceği hastaneyi ve doktorunu seçme, hasta olarak
haklarını arama gibi düzenlemeler bireylerin sağlık hakları ile ilgili yapılan örnek
çalışmalardır.

Bireylerin sağlık alanındaki hak ve özgürlüklerini
korumaları ve kullanmaları konusunda resmî kurum ve
kuruluşların yanı sıra STK’lar da çalışmalar
yapmaktadır. LÖSEV, Türk Kalp Vakfı, Türk Diyabet
Vakfı, Yeşilay, Türk Böbrek Vakfı gibi sağlık alanında
çalışmalar yürüten STK’lar bireylerin sağlık hakları ile
ilgili faaliyetler yürütmektedir.

Ülkemizde yerel yönetimler de toplumsal yaşamda
insan hak ve özgürlüklerinin korunması ve
geliştirilmesi için gerekli düzenleme ve çalışmalar
yürütmektedir. Örneğin, ulaşım problemlerinin
çözümü, çevre sağlığı, gıda güvenliği, meslek
edindirme, spor, sanat ve kültürel faaliyetlere
vatandaşların katılımını sağlamak vb. faaliyetleri
yürütmektedir.

Resmî kurum ve kuruluşlar ile STK’ların toplumsal
yaşam içinde bireylerin hak ve özgürlüklerini koruma
ve kullanmalarıyla ilgili yaptıkları uygulamalar
önemlidir. Ancak, bireylerin kendi hak ve
özgürlüklerini kullanmaları daha da önemlidir. Bu
çerçevede bireylerin hak ve özgürlüklerini sorumlu bir
şekilde kullanması ve çevresindekileri hak ve
özgürlüklerini kullanma konusunda cesaretlendirmesi
önem taşımaktadır.

Çevrenizde

Hak ve Özgürlüklerin
Kullanılmasında Devlet
ve Vatandaş

İnsan hak ve özgürlüklerinin korunması ve geliştirilmesinde devletin,
toplumun ve bireylerin hem görev hem de sorumlulukları vardır.
Devletin görevi uluslararası anlaşmalar ve anayasada yer alan insan
hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik ilkeler doğrultusunda
hukuki ve idari düzenlemeler yapmaktır. Devlet, bu düzenlemelerin
yanı sıra hak ve özgürlüklerin vatandaşlar tarafından kullanılması için
kurum ve kuruluşlar yoluyla gerekli hizmetleri sunar. Bunlar arasında,
katılımcılığın önündeki engellerin kaldırılması ve ifade özgürlüğünü
tesis etmek gibi hizmetler vardır. Bu hizmetler, hem hak ve
özgürlüklerin korunması hem de yeni şartlara göre geliştirilmesi için
gereklidir.

Hak ve özgürlüklerin korunması ve geliştirilmesinde en önemli
sorumluluk bireye düşmektedir. Çünkü, temel insan hak ve
özgürlükleri bireyin kendisine aittir. Bu haklar, doğuştan ve insan
olduğundan kaynaklı olmakla birlikte ancak bireyin özgür iradesi,
talebi ve çabasıyla kullanılabilir. Her hak bir sorumluluğu beraberinde
getirdiği için birey de sorumsuz davranamaz. Bireyler, hak ve
özgürlüklerini kullanırken hem başka bireyler ve toplumun geneline
hem de devlete karşı sorumludurlar.

Sorumlulukların yerine getirilmesi diğer bireylere karşı gerçekleşecek
hak ihlallerinin de önüne geçilmesi anlamına gelmektedir. Devletin,
toplumsal grupların ve bireyin sorumluluklarını karşılıklı olarak yerine
getirmesi, demokrasinin hayata geçirilmesi anlamına gelmektedir.
Sadece demokrasi kültürünün toplum hayatının her alanında yaşandığı
yerlerde, hak ve özgürlükler hukuki metinlerde kalan idealler olmaktan
çıkıp bir gerçeklik haline gelebilir.

Devletin ve bireyin sorumluluklarının yanında toplumdaki çeşitli
grupların da (siyasi parti, sivil toplum kuruluşları, dernekler ve
cemiyetler gibi) hak ve özgürlükleri koruma ve geliştirmede
sorumlulukları vardır. Katılımcı demokrasilerde toplumsal gruplar, hak
ve özgürlük taleplerinin yerine getirilmesinde ve geliştirilmesinde çok
etkin rol üstlenirler. Bireylerin hak ve özgürlüklerini kullanmada
ihtiyaç duydukları gücü, desteği ve araçları bu toplumsal gruplar
sağlar. Bu gücün, desteğin ve araçların sağlanabilmesi ve engellerin
kaldırılması için Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu 1998
yılında İnsan Hakları Savunucularının Korunması Bildirgesi'ni kabul
etmiştir.

BM İnsan Hakları Savunucularının
Korunması Bildirgesi

Madde 1

Herkesin birey olarak ve başkalarıyla birlikte ulusal ve
uluslararası düzeylerde insan hakları ve temel özgürlüklerin
korunması ve gerçekleştirilmesini teşvik etme ve bunun için
mücadele etme hakkı vardır.

Madde 2

a) Her devletin, özellikle kendi yargı alanındaki herkesin,
bireysel olarak ve başkalarıyla birlikte, uygulamada tüm hak ve
özgürlükleri kullanabilmesi amacıyla bütün sosyal, ekonomik ve
diğer şartları ve gereken yasal güvenceleri kabul etmek suretiyle,
tüm insan haklarının ve temel özgürlüklerin korunması,
geliştirilmesi ve gerçekleştirilebilir kılınması temel sorumluluğu
ve ödevi vardır.

b) Her devlet, bu bildirgede amaçlanan haklar ve özgürlüklerin
somut olarak kullanılabilmelerini sağlamak için yasamaya,
yönetime ve gerekli diğer alanlara ilişkin tedbirleri alır.

Madde 5:

İnsan haklarını ve temel özgürlükleri geliştirmek ve korumak amacıyla herkesin,
bireysel olarak ve başkalarıyla birlikte, ulusal ve uluslararası düzeyde;

a) Barışçıl biçimde bir araya gelmek veya toplantı yapmak; b) Sivil toplum kuruluşları,
dernekler veya gruplar kurmak, bunlara üye olarak girmek ve katılmak; c) Sivil toplum
kuruluşları veya resmî kuruluşlarla iletişim kurma hakkı vardır.

Madde 6

Herkesin, bireysel olarak ve başkalarıyla birlikte;

a) Yasamaya, yargıya ve yönetime ilişkin ulusal sistemler içinde, hakların ve
özgürlüklerin gerçekleştirilmesine olanak verecek tarzda bunlara ulaşma dahil tüm insan
hakları ve temel özgürlüklere ilişkin bilgileri elde etmek, araştırmak, almak, kabul
etmek ve muhafaza etmek;

b) İnsan haklarına ilişkin belgeler ile uygulanabilir uluslararası diğer belgelere uygun
olarak tüm insan haklarına ve temel özgürlüklere ilişkin düşünceleri, haberleri ve
bilgileri yayınlamak, başkalarına iletmek veya özgürce yayma;

c) İnsan haklarına ve temel özgürlüklere hem hukuksal olarak hem de pratikte uyulması
yönünde inceleme, araştırma, saptama, değerlendirme, bu yollar ve diğer uygun yollarla
kamunun dikkatini bu sorun üzerine çekme hakkı vardır.

Madde 8

1- Herkesin, bireysel olarak ve başkalarıyla birlikte, ayrımcılık olmaksızın, ülkesinin
yönetimine ve kamusal işlerin yürütülmesine etkin bir biçimde katılma hakkı vardır. 2-
Bu hak herkes için devletin organ ve kurumlarına, aynı zamanda kamusal işlerle uğraşan
kuruluşlara, işleyişlerin iyileştirilmesine ilişkin eleştiri ve önerileri sunma ve
çalışmalarının insan hakları ve temel özgürlüklerin geliştirilmesi, korunması ve
gerçekleştirilmesini engelleme ve önleme tehlikesi taşıyan tüm yönlerini bildirme
hakkını içerir.

Madde 11

Herkesin, bireysel olarak ve başkalarıyla birlikte, yasaya uygun olarak iş ve mesleğini
yapma hakkı vardır. Meslek ve işi çerçevesinde, başkasının insanlık onuruna, insan
haklarına ve temel özgürlüklerine zarar verme riski bulunan herkes, bu hak ve
özgürlüklere saygılı olmaya ve meslek davranış ve etiğine uygun ulusal ve uluslararası
normlara uymaya mecburdur.

Madde 12

1- Herkesin, bireysel olarak ve başkalarıyla birlikte, insan hakları ve temel özgürlüklerin
ihlaline karşı mücadele etmek için barışçıl etkinliklere katılmaya hakkı vardır.

2- Devlet, bu bildirgede amaçlanan hakların meşru kullanımı çerçevesinde şiddet,
tehdit, misilleme eylemi, fiili veya hukuksal ayrımcılık, baskı veya diğer keyfi
hareketlere karşı, bireysel olarak ve başkalarıyla birlikte hareket eden tüm kişilerin
yetkili otoritelerce korunması için gerekli tüm önlemlerin alınmasını dikkatle izler.

Madde 14

1- Devletin, kendi yargı alanında bulunan tüm kişilerin sivil, politik,
ekonomik, sosyal ve kültürel haklarının anlaşılmasını kolaylaştırmak
için yasamaya ilişkin, tüzel, yönetimsel ve diğer alanlarda gerekli
tedbirleri alma zorunluluğu vardır.

3- Devlet, kendi yargı alanına giren tüm topraklarda, insan haklarının
korunması ve geliştirilmesi için, bir arabulucu, bir insan hakları
komisyonu veya başka bir ulusal kurum gibi diğer bağımsız ulusal
kurumların kurulması veya atanması ve geliştirilmesini gerektiğinde
güvence altına alır ve destekler.

Madde 15

Devletin, tüm öğrenim düzeylerinde, insan hakları ve temel
özgürlüklerin eğitimini kolaylaştırma ve geliştirme ve avukatların,
kolluk güçlerinin, silahlı kuvvetler personeli ile devlet görevlilerinin
eğitimlerinden sorumlu olanların öğrenim programlarında insan hakları
öğretimine uygun öğelere yer verilmesini dikkatle izleme sorumluluğu
vardır (İHD, 2013).

Madde 15

Devletin, tüm öğrenim düzeylerinde, insan hakları ve
temel özgürlüklerin eğitimini kolaylaştırma ve
geliştirme ve avukatların, kolluk güçlerinin, silahlı
kuvvetler personeli ile devlet görevlilerinin
eğitimlerinden sorumlu olanların öğrenim
programlarında insan hakları öğretimine uygun öğelere
yer verilmesini dikkatle izleme sorumluluğu vardır
(İHD, 2013).

Demokrasiyi Yaşamak: Aktif
Vatandaşlık

Özgür ve Özerk Birey Olmak

İnsanlar doğuştan özgürdürler. İnsan Hakları Evrensel
Bildirgesi’nin maddelerinden birisinin de ‘özgürlük’ olduğunu
hatırlayalım. Özgürlük; her türlü dış etkiden bağımsız olarak
insanın kendi iradesine, kendi düşüncesine dayanarak karar
vermesi durumudur (TDK, 2013). Günlük hayatta aldığımız her
türlü karar ve buna bağlı eylemlerimizde de özgürce hareket
edebilmeliyiz. Bireylerin aldıkları kararlarda birçok faktörün
etkisi vardır.

Anne, baba, öğretmen, okul müdürü gibi yakın çevremizdeki
kişilerin temsil ettiği otorite bu faktörlerden bir tanesidir.
Otoritenin bireylerin kararlarını ve davranışlarını etkilemesi
kaçınılmazdır. Bununla birlikte birey, otoritenin etkisini dikkate
alarak özgürce hareket edebilmelidir. Bu ise bireyin hem özgür
hem de özerk olmasını gerektirir.

Özerklik, bireyin karar ve eylemlerinde dış etkenlerden bağımsız (bazen onlara
rağmen), kendi istekleri doğrultusunda hareket edebiliyor olmasıdır.
Bireylerin özgürlüklerini kullanabilmesi, özerk olabilmelerine bağlıdır.

Bireylerin karar ve davranışlarını etkileyen diğer faktörlerse içinde yaşanılan
toplumun kültür öğeleri (dini inanış, örf, adet, gelenek-görenek) ve hukuk
kurallarıdır. Bu faktörler bireylerin özgürlüklerini koruma altına aldıkları gibi
kimi zaman da sınırlandırabilir. Bu yüzden, insan hak ve özgürlüklerine saygılı
demokratik toplumlarda, bireylerin özerkliklerini sağlayacak tedbirler
alınmıştır. Böylece bireyin, kendi istek ve arzuları doğrultusunda yaşamını
sürdürürken başkalarının özgürlüklerine ve toplumun huzuruna zarar veren
davranışlarda bulunması engellenir. Bireylerin hukuki olarak özgür olması,
özerk olmaları için yeterli değildir. Bireyin özerk olabilmesi için kendi hak ve
özgürlüklerini bilmesi, eleştirel düşünebilmesi, bilgi kaynaklarını etkin
kullanabilmesi, kendi isteklerinin farkında olabilmesi ve bağımsız karar
alabilmesi gerekir. Özerk bireyin karar verme süreci, çeşitli kaynaklardan
edinilen doğru bilgilerin akıl yürütme sonunda ulaşılan sentezine dayalı
olmalıdır. Karar verme sürecinde verilecek kararın muhtemel sonuçlarının da
dikkate alınması gerekir.
 
Üst Alt